A ve A Değil: Çelişkiyle Yaşamak

Bir şey hem A hem de A olmayan olabilir mi? Gündelik dil her gün evet der gibi konuşuyor: "Hem seviyorum hem nefret ediyorum." "Burada ama aslında değil." "İnanıyorum ve inanmıyorum." Bu cümleler mantığı mı çiğniyor, yoksa başka bir şeyi mi?

Aristoteles, Metafizik'in dördüncü kitabında çelişmezlik ilkesini bütün ilkelerin en sağlamı sayar: Aynı nitelik, aynı şeye, aynı anda ve aynı bakımdan hem ait olamaz hem ait olmamazlık edemez. Sonra şaşırtıcı bir itirafta bulunur: Bu ilke doğrudan kanıtlanamaz. Çünkü her kanıt, daha ilk adımında ona yaslanır. Geriye tek savunma kalır: çürütme. İlkeyi reddedenden tek bir belirli cümle isteyin. "Bu bir masadır" dediği anda "bu bir masa değildir" seçeneğini dışarıda bırakmıştır; konuşarak kendini çürütmüştür. İlkeyi reddetmenin bedeli sessizliktir.

Peki etrafımız neden çelişki dolu görünüyor? Burada bir ayrım gerekiyor; bu yazının asıl işi de o. Çelişki adını verdiğimiz iki ayrı şey var. Birincisi mantığın ihlali: aynı önermenin, aynı anda, aynı bakımdan hem öne sürülmesi hem reddedilmesi. İkincisi sınıflandırmalarımızın ihlali: bir şeyin kutularımıza sığmaması. İkincisi her yerde; birincisine ise dünyada belki hiç rastlanmıyor. Kutular kırılır; mantık kırılmaz.

Ünlü sınav: Schrödinger'in kedisi. Popüler anlatı, kedinin aynı anda hem canlı hem ölü olduğunu, dolayısıyla kuantum mekaniğinin mantığı devirdiğini söyler. Dikkatli anlatı başka bir şey söyler. Süperpozisyon "canlı ve ölü" demek değildir; klasik canlı veya ölü sözlüğümüzün betimleyemediği bir durumdur. Ölçüm yapıldığında ikisinden biri çıkar; kayıtlara asla bir çelişki geçmez. Ders mantığın değil, klasik betimlemenin sınırına dairdir. Kedinin masumiyetini iade edelim: O deney mantığı yıkmak için değil, tam da bu sınırı görünür kılmak için tasarlanmıştı. Bu ikisini karıştırmamak bile başlı başına bir eleştirel düşünce alıştırmasıdır: "Kavramlarımız tükendi" ile "mantık tükendi" aynı cümle değildir.

Ya insanlar? "Yürüyen çelişki" deriz, aynı anda iki dünyaya ait görünen biri için: hem dindar hem seküler, hem köylü hem şehirli, hem buralı hem yabancı. Oysa işi yapan cümleciğe bakın: "aynı anda ve aynı bakımdan." Bir insan bir bakımdan içeriden, başka bir bakımdan dışarıdan olabilir; aynı anda ve hiçbir çelişkiye düşmeden. Kırılan şey mantık değil, her insana tek kutu dayatan tasniftir. İki dünyaya birden ait olanlar bunu bilir: Tasnifi bozan, çoğu zaman mantığı bozmuş gibi muamele görür.

Burada haklı bir itiraz yükseliyor: "Farklı bakımdan" bir kaçış kapısı değil mi? Ne zaman bir çelişki belirse uygun bir "bakım" icat edip eritebiliyorsak, ilke yanlışlanamaz hale gelmez mi; yanlışlanamayan ilke de boş değil midir? İtirazın hakkını verelim: Sahtekâr kurtarmalar gerçekten var. "Yalan söylemedim, farklı bir bakımdan konuştum" cümlesinin kaç kez perde olduğunu hepimiz gördük. Ölçüt şu olmalı: İki bakımı tek ve açık bir cümlede adlandırabiliyor musunuz? "Parasına cömert, vaktine cimri" sınavı geçer; iki bakım da ortadadır. Bakımlar adlandırılamıyorsa ortada kurtarma değil kaçamak vardır ve çelişki olduğu yerde durur. Dürüst kurtarma adını verir; kaçamak sisi tercih eder.

Öyleyse çelişkiyle yaşamak ne demek? En sağlam ilke dünyadan az, bizden çok şey istiyor. Şeylerin basit olmasını istemiyor; konuşurken hangi bakımdan konuştuğumuzu söylememizi istiyor. Kategorilerin arasında yaşanabilir; ama aynı nefeste hem evet hem hayır deyip yine de bir şey söylemiş olunamaz. O yüzden bir çelişkiyle karşılaştığımızda ilk iş onu yasaklamak ya da kutlamak değil, tek bir soru sormak: Mantık mı kırıldı, yoksa yalnızca kutularımız mı? Neredeyse her zaman yalnızca kutular kırılmıştır. Ve kutular, mantığın aksine, yeniden yapılabilir.