Dalga ve Deniz: Spinoza, Leibniz ve Sonluluk

Bir ezgi düşünün: Hüseyni makamında, bilinen perdelerde gezinen, sonra susan bir ezgi. Sustuğunda makamdan bir şey eksilmez. Çünkü ezgi, makamdan koparılmış bir parça değildi; makamın bir süreliğine ses bulmuş haliydi. Bu küçük müzik gerçeğini aklınızda tutun; üç yüz elli yıllık bir tartışmanın anahtarı o.

On yedinci yüzyılda Lahey'de mercek yontarak geçinen Spinoza, Ethica'sını geometri kitabı gibi yazdı: tanımlar, aksiyomlar, kanıtlar. Çıkış noktası tek bir tanımdı: töz, var olmak için kendinden başkasına muhtaç olmayan şeydir. Sonra mantığı sonuna kadar sıktı. Başka bir şeyle sınırlanan ona muhtaçtır; muhtaç olansa töz değildir. Öyleyse töz sınırsızdır; sınırsız olandan iki tane de olamaz, çünkü ikincisi birinciyi sınırlardı. Geriye tek sonuç kalır: töz birdir ve sonsuzdur. Adına Tanrı deyin ya da Doğa; Spinoza ikisini aynı nefeste söyler: Deus sive Natura. Geri kalan her şey, biz dahil, o tek tözün halleridir: modus. Tek denizin dalgalarıyız.

Bedeli ağırdı ve Spinoza bunu biliyordu. Dua dinleyen, hesap soran kişisel Tanrı gider; deniz dalgaya mektup yazmaz. Kişisel ölümsüzlük gider; dalga söner. Yirmi üç yaşında cemaatinden aforozla çıkarıldı; kitabı ancak ölümünden sonra basılabildi ve basılır basılmaz yasaklandı.

Asıl ayrım şurada, yazının kalbi de burası: bir şeyin parçası olmak ile ifadesi olmak aynı şey değildir. Tuğla duvarın parçasıdır; çekip alın, duvar eksilir. Ezgi ise makamın parçası değil ifadesidir: sustuğunda makam eksilmez, çalarken de makamın bir kırıntısı değil, makamın kendisi konuşur, tek bir sesle. Spinoza'nın modeli ikincisidir. Biz Tanrı'dan koparılmış kıymıklar değiliz; Doğa'nın birer söylenişiyiz.

Kasım 1676'da genç Leibniz Lahey'e gidip Spinoza'yı ziyaret etti; birkaç hafta içinde defalarca görüştüler, Ethica'yı elyazmasından konuştular. Ziyaret belgelidir; sonrası da öyle: Leibniz ömrünün kalanını neredeyse tam tersi bir sistem kurmaya verdi. Tek töz değil, sonsuz sayıda töz: monadlar. Her biri penceresiz, her biri evreni kendi açısından yansıtan, bölünmez birer birey. Niçin bu kadar uğraştı? Kısmen tam da şunu kurtarmak için: ben. Dalgaysam sorumluluk kimin, ölümsüzlük nerede? Spinoza'nın evreni sonsuz perdeli tek bir saz; Leibniz'inki sayısız sesten bir koro. İki dürüst zihin aynı odada konuşup iki ayrı evrene çıktı.

Bu düşünce bu topraklara yabancı da değildir. On üçüncü yüzyıl tasavvuf metafiziğinin vahdet-i vücud öğretisi, varlığın birliğini adı konmuş bir okul olarak işledi; Anadolu'nun deyiş geleneği de aynı sezgiyi saz eşliğinde kuşaktan kuşağa taşıdı. Deyişlerin çoğunun Hüseyni çevresinde gezinmesi tesadüf sayılmaz; o gelenek tek makamın içinde sayısız söz söylemeyi bilir. Yunus Emre'nin dizesi kayıtlardadır: "Bir ben vardır bende benden içeru." Bunu kanıt diye anmıyorum. Biri Lahey'de geometriyle, öbürü Anadolu'da nefesle yürünmüş iki ayrı yolun komşu bir yere çıkması, düşüncenin doğruluğunu göstermez; bize yabancı olmadığını gösterir.

İtiraz haklı olarak gelir: her şey tek tözden, teoremin aksiyomdan çıktığı gibi zorunlulukla çıkıyorsa, özgürlük nerede? Spinoza'nın cevabı serttir, yumuşatmayalım: özgürlük nedensiz seçim değildir; kendi doğamızın zorunluluğunu kavrayarak eylemektir. Özgür insan zorunluluktan kaçan değil, onu anlayandır; korkuyla ve umutla değil, kavrayışla yaşayandır. Bu cevabın soğukluğunu teslim edelim: kış güneşi gibidir; aydınlatır, az ısıtır. Sarılmaz, kanıtlar.

Geriye sonluluk kalıyor. Modus biter: ezgi susar, dalga düzlenir, biz ölürüz. Deniz bitmez, makam susmaz. Parçaları değişip dururken neyin kaldığını sormaya alışığız; Spinoza'nın cevabı acımasız bir simetri taşır: dalgadan hiçbir şey kalmaz, denizden hiçbir şey eksilmez. Kendisi bunda bir tür sonsuzluk buldu; en derinden olduğumuz şeyin zaten hiç bizim olmadığını anlamak, ona ölüm korkusunun ilacı göründü. Teselli eder mi? Dürüst soru budur. Kimine eder: kaybedilecek olan zaten emanetmiş. Kimine etmez: çünkü sevdiği deniz değildi, dalgaydı. İki cevap da namusludur. Müzik öğretmeni şu kadarını ekler: makam ezgisiz de vardır, ama onu ancak ezgide duyarız. Deniz dalgasız da denizdir; ama kıyıya değen, dalgadır.