Değişmeyeni Düşünme Denemesi: Büyük Patlama'dan Önce
Bir deneme yapalım. Hiç değişmeyen bir şey düşünün. Yavaş değişen değil. Hiç değişmeyen. Aklınıza belki bir taş geldi. Ama taş güneşte ısınır, gece soğur, rüzgârda aşınır. Bunları silin. Kalanı tutun. Şimdi kendinize bakın. Tutmak zaman alıyor. Dikkatiniz nesnenin çevresinde dönüyor; göz, bir gövdeyi yoklayan el gibi geziniyor. Düşünce, düşündüğü şeyin etrafında hareket ediyor. Gerçekten değişimsiz bir şey, zihne tutunacak yer vermiyor.
Beden de aynısını söylüyor, ölçülebilir biçimde. Bir görüntü retinaya tam olarak sabitlenirse, hiç kaymayacak şekilde, birkaç saniye içinde görüşten silinir. Bu deney yapılmıştır. Göz durmadan titrer; dünyayı görünür tutan o titremedir. Duyular durumları değil farkları bildirir. Biz fark için ayarlanmış aletleriz. Böyle bir alete değişimsizi gösterin; ibre sıfırı gösterir. Sıfır, durgunluğun resmi değildir. Okumanın yokluğudur.
Tabiat da örnek vermez. Kış zeytini bitmiş gibi durur. Uyur gibi. Durmuş gibi. Değildir. Uyku hali ritmin yokluğu değil, yavaşlamış bir ritimdir. Uykudaki ağaç solunum yapar; yavaş, ama ölçülür. Durgunluk gibi görünen şey, daha ağır bir tempodur. Tabiatta gerçek değişimsizlik yoktur; yalnızca beklemesini bilen şeyler vardır.
Yine de soru kapıya dayanır: Büyük Patlama'dan önce ne vardı? On altı yüzyıl önce aynı biçimde bir soru soruldu: Tanrı, dünyayı yaratmadan önce ne yapıyordu? Augustinus, İtiraflar'ın on birinci kitabında cevap verdi: soru bozuk. Zaman, dünyayla birlikte yaratıldı. Zamandan önce bir "önce" yoktur; "önce" zamanın kelimesidir. Soru, zamandan önceki bir zamanı istiyor.
Modern yankı da aynı biçimdedir. Standart Büyük Patlama kozmolojisinde zamanın kendisinin bir başlangıcı vardır. O başlangıçtan öncesini sormak, Kuzey Kutbu'nun kuzeyinde ne var diye sormaya benzeyebilir; benzetme Hawking'indir. Kutbun üstünde her yön güneydir. Dürüst olalım: kozmologlar burada anlaşmış değil. Kimine göre soru kapanmıştır; kimine göre yalnızca yeniden yazılmayı bekliyor. Bizim başlangıcımızın gerçek başlangıç olmayabileceğini söyleyen kuantum kütleçekim önerileri var. Soru bozuk olabilir; daha iyi bir dilbilgisi de bekliyor olabilir. Bu açıklık teslim edilmeli.
Ama düşünmeye çalıştığımız şeye bakın: zamandan önceki bir hal. Yani değişimsiz bir hal. Burada bir ayrım gerekiyor ve yazının yükünü bu ayrım taşıyor. İmkânsız başka şeydir, düşünülemez başka şey. İmkânsız olan, olamaz. Düşünülemez olan, bizim tarafımızdan tutulamaz. İkisi çoğu zaman örtüşür; her zaman değil. Değişimsiz olan belki imkânsızdır. Belki de yalnızca, değişimden yapılmış zihinler için düşünülemezdir. Aletin içinden bakınca ikisi aynı okunur: sıfır.
İtiraz hazırdır: matematik değişimsizi her gün düşünüyor. Yedi sayısı olgunlaşmaz. Geometrinin doğruları yaşlanmaz. Demek değişimsiz düşünülebilir. Cevap sakin olabilir. O nesneler hakkında düşünüyoruz; düşünmenin kendisi bir süreçtir. Bir kanıt adım adım açılır. Anlamak zaman alır. "Yedi"yi zihinde sabit tutmak bile süren bir iştir. İçerik durgun olabilir; edim asla. Soru şuna döner: durgunluğu kavrıyor muyuz, yoksa hareketin içinden ona işaret mi ediyoruz? Kutbu gösteren parmak da kutbun güneyindedir.
Vaktiyle değişimin yanılsama olduğu söylenmişti; zincir sağlamdı, sonuç dünyasızdı. Belki dürbün ters tutulmuştu. Yanılsama olan değişim değildir; değişimin yokluğunu resmedebildiğimiz sanısıdır.
Soru yine gelecek; gelsin. Cevabı var demiyorum, yok da demiyorum. Şunu diyorum: soru sorulurken kendi zihninizi izleyin. Kıpırdıyor. Elimizdeki en dürüst veri bu kıpırtıdır. Belki değişimsiz vardır da biz onu görecek biçimde yapılmamışızdır. Belki yoktur ve içimizde ona cevap veren bir şey olmaması bundandır. İki halde de elimizde şu var: farklardan örülmüş bir dünya, farklarla yaşayan bir zihin. Kış durgunluk değildir. Yalnızca zaman ister.
