Salt Araç Değil: Kant'ta Fiyat ve Onur
Bir ustaya çatı aktarttırırsınız. Şoför sizi taşır, çevirmen sözünüzü başka dile geçirir, fırıncının emeğiyle karnınız doyar. Her alışveriş bir insanın hünerini, yani bir insanı kullanır. Bunu yasaklayan bir ahlak daha ilk sabah iflas ederdi. Immanuel Kant'ın yasakladığı bu değildir. 1785'te, Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi'nde yazdığı kural şudur: insanlığa, ister kendi şahsında ister başkasının şahsında olsun, hiçbir zaman salt araç olarak değil, her zaman aynı zamanda amaç olarak da davran. Bütün yük iki küçük ifadenin üstündedir: "salt" ve "aynı zamanda".
Usta sizin amacınıza alet olur ama salt alet olmaz, çünkü o da oradadır. Pazarlığı bilir, bedelini almıştır, hayır deme imkânı elindedir. İş bütün şartlarıyla gözünün önüne serilebilir ve o yine evet diyebilir. Ölçü budur: bir insanı, ilkece razı olamayacağı bir biçimde kullanıyorsanız çizgi geçilmiştir. Aldatılan adam razı olamaz, çünkü aldatma ancak ondan gizlendiği sürece işler. Zorlanan adam razı olamaz, çünkü rızası zaten sorulmamıştır. İkisinde de karşınızdaki insan eyleyen olmaktan çıkarılmış, üzerinde işlem yapılan bir parçaya çevrilmiştir.
Bu yüzden Kant, raydaki beş kişiyi kurtarmak için köprüdeki adamı aşağı itmeye gelince taş gibi durur. İtilen adam plana yan etki olarak değil, parça olarak girer: gövdesi frendir, ölümü hesabın içindedir, kurtulsa plan çöker. Ona sorulamaz; sorulsa plan biter. Kolu çekebilen elin o adamı itememesi çok yazıldı; Kant o elin bildiği şeye ad koyar. Orada bir donanım değil bir insan vardır ve insanın kullanılamayacağı bir biçim vardır.
Ayrım Kant'ın kendi kaleminden: her şeyin ya bir fiyatı ya bir onuru vardır. Fiyatı olanın yerine eşdeğeri konabilir; onuru olan eşdeğer tanımaz. Çekiç kaybolur, yerine çekiç alınır, kimse yas tutmaz. Usta ölünce işi bir başkası devralır ama yerine kimse konmaz; çünkü ortada doldurulacak bir boşluk değil, kapanmış bir hayat vardır. Fiyat, değiş tokuşun dilidir; onur, değiş tokuşun bittiği yerin adıdır.
Bu kuralın faturası ağırdır ve Kant faturayı saklamamıştır. 1797'de Benjamin Constant'a verdiği cevapta, kapıya dayanmış katile bile yalan söylenemeyeceğini yazdı. Beş kişi ölecekse ve tek kurtuluş bir adamı alet etmekse, Kant'ın ahlakında beş kişi ölür. Bunu yumuşatmadan söylemek gerekir: çoğumuzun midesinin kaldırmayacağı bir hükümdür. Kant bedeli neden kabul eder? Çünkü sonuca göre eğilen ahlak hesaba döner ve hesabın insanlara yeri yoktur. Hesapta yalnızca miktarlar vardır; her miktar, doğru kur bulunduğunda bir başkasıyla takas edilir ve takas edilebilen her şeyin tanım gereği fiyatı vardır. Onuru kurtarmak için Kant aritmetiği kapı dışarı eder; aritmetikle birlikte bazen insanlar da dışarıda kalır.
İtirazın hakkını tam verelim, çünkü güçlüdür: tartmayı reddetmek de bir tartmadır. Raydaki beş kişinin de onuru vardır; temiz kalan el onların ölümüyle ödenmiştir; eylemsizlik masum değildir, onun da kurbanları vardır. Bu itiraz kolay cevaplanamaz ve cevaplanmış gibi yapmak yazıya yalan söyletmek olur. Söylenebilecek olan şudur: kavga, hangi cevabın doğru olduğundan önce, ahlakın ne işe yaradığı hakkındadır. Bir taraf için ahlak, dünyanın bilançosunu iyileştiren bir alettir; öbür taraf için, insanın kendi kendine koyduğu ve hiçbir bilançoya devredemeyeceği yasadır. İki taraf da karşısındakine tam cevaplayamayacağı bir soru sorabilir. Kant'ın sorusu şudur: her şey uygun kurla takas edilebiliyorsa, sende takası reddeden şey nedir?
Bu soru kitapta kalmaz; bordroda da durur. Kömür kaynaktır, su kaynaktır: kaynak ölçülür, tükenir, yerine yenisi bulunur, fiyatlanır. "İnsan kaynakları" tamlaması, Kant'ın fiyat konamaz dediği şeyi sessizce fiyat sütununa yazar. Bunu fark etmek siyaset değildir, dilbilgisidir. Kelime neyi neyin yanına koyuyorsa düşünce oraya alışır ve eşdeğeri bulunabilen şeyin yeri, gün gelir, gerçekten doldurulur.
"Salt" kelimesi terazide küçük durur ama bütün yapıyı o taşır. Kant kimseyi kullanmayın demedi; herkes herkesi kullanır, iş dediğimiz şey zaten budur. Dediği şudur: kullandığınız elin ucunda size hayır diyebilecek biri olduğunu görmekten hiç vazgeçmeyin. Soramaz hale geldiğiniz gün elinizde bir insan değil bir alet vardır ve aletin fiyatı çoktan konmuştur.
