Her Cümlesine İnandığım Kitabın Önsözü

Samuel Johnson, dokuz yıl çalıştığı İngilizce sözlüğünü 1755'te yayımlarken kitabın başına uzun bir önsöz koydu. Orada yaptığı iş için tek bir mükemmellik iddiası yoktur. Yaşayan bir dilin sözlüğü asla eksiksiz olamaz, der; daha basılırken kimi kelimeler tomurcuklanmakta, kimileri dökülmektedir. Devamında daha da açık konuşur: bu hacimde hiçbir eserin kurtulamadığı türden kaba yanlışlar, gülünç saçmalıklar burada da bulunacaktır. Sonra kitabın kendisi gelir. Kırk bin küsur madde. Her biri bir iddia. Her biri, yazarının doğru olduğunu düşündüğü bir cümle.

İki yüz on yıl sonra bu şeklin adı kondu. D. C. Makinson 1965'te kısa bir yazıyla gösterdi ki burada gerçek bir paradoks var. Yazar kitaptaki her önermeye tek tek inanır; önsözde ise "mutlaka hatalarım vardır" der, yani en az bir önermenin yanlış olduğuna inanır. Bu iki tutum bir arada tutarsızdır. Hepsinin doğru olduğunu düşünüyorsan, en az birinin yanlış olduğunu düşünemezsin. Yine de her ikisi de makul görünür; üstelik önsözü yazmayan yazar bize daha makul değil, daha küstah görünür.

Paradoksun gücünü küçültmemek gerekir. Önsözdeki cümle bir nezaket formülü değildir. Yazarın onun için elinde kanıt vardır ve kanıt sağlamdır: bu büyüklükte her kitapta hata çıkmıştır, benimki de bu büyüklükte bir kitaptır. Bu, kusursuz bir tümevarımdır. Yani karşımızda gerekçesiz bir alçakgönüllülük gösterisi değil, gerekçeli iki inanç kümesi var ve birbirlerini kesiyorlar.

Üç çıkış yolu var, üçünün de bir bedeli var. Birincisi: inançların birleşim altında kapalı olduğu kuralından vazgeçmek. Yani A'ya inanmak, B'ye inanmak, ama "A ve B"ye inanmak zorunda olmamak. İkincisi: cümlelere tek tek inanmaktan vazgeçmek, her birini bir olasılığa indirgemek. Üçüncüsü: akıl sahibi birinin tutarsız inançlar taşıyabileceğini kabul etmek.

Burada bir ayrım işi çözüyor ve çeviri mesleği bu ayrımı her gün elinde tutuyor. Bir cümleyi öne sürmek başka şeydir, bir kitabı öne sürmek başka. Cümlenin arkasında durmak, o cümleyi tek tek denetleyebilmek demektir; ben o kelimeyi seçtim, karşılığını tarttım, gerekirse hesabını veririm. Kitabın arkasında durmak ise gözden geçiremeyeceğim bir bütünün arkasında durmaktır. Duvarın her taşını kendi elimle koymuş olabilirim; buna rağmen duvarın tamamı için verebileceğim tek dürüst garanti, taşları tek tek koyarken gösterdiğim özendir, duvarın şakülünde olduğuna dair bir yemin değil.

Çeviride bu durum mesleğin adıdır. Çevirmen notu dediğimiz şey küçültülmüş bir önsözdür: bu metin bir eşdeğerlik iddiasıdır ve iddiayı ortaya koyan kişi, tam eşdeğerliğin mümkün olmadığını herkesten iyi bilir. Kitabın sonundaki hata cetvelleri, ikinci baskılardaki sessiz düzeltmeler, sözlüklerin yeni basımları hep aynı yapının parçalarıdır. Yayıncılık, tutarsızlığı kurumsallaştırmış bir alandır; hem her satırı basar hem her satırın düzeltilebileceğini varsayarak baskı planı yapar.

Buradan çıkan sonuç, bir soruyu kapatmanın ölçeğe göre değiştiğidir. Tek bir cümleyi kapatabilirim: onu neyin yeniden açacağını da söyleyebilirim. Ama yüzlerce kapanmış sorudan oluşan bir bütün, kendisi kapanmış bir soru değildir; içindeki her kapı kapalıyken binanın tamamının sızdırmaz olduğunu iddia edemem. Sağlamlık parçada, ihtiyat bütündedir. Bunlar birbirinin zıddı değil, birbirinin şartıdır.

İtiraz burada yükselir ve mesele bugün asıl burada yakıcıdır: tutarsızlığa izin verirsek, herkes kendi çelişkisini alçakgönüllülük diye satmaz mı? "Yanılıyor da olabilirim" cümlesi, her eleştiriyi karşılayan bir zırha dönüşmedi mi? Dönüştü. Ama zırh ile önsöz arasındaki farkı görmek zor değil. Önsözdeki iddia belirlidir ve bir yük getirir: bu kitapta, sayısını bilmediğim ama gösterildiğinde tanıyacağım yanlışlar vardır ve gösterilirse düzeltirim. Zırh olarak kullanılan cümle ise ikinci yarıyı taşımaz. Kimse ona bir yanlış gösteremez, çünkü gösterildiğinde de aynı cümle tekrarlanır. Ayıran şey inancın derecesi değil, düzeltme mekanizmasının var olup olmadığıdır. Hata cetveli basmayan bir yayınevinin önsözdeki alçakgönüllülüğü süstür.

Önsöz bu yüzden bir özür değil, bir sözdür. "Burada mutlaka yanlışlar var" cümlesi, ancak birinin gelip parmağını bir yanlışın üstüne koyabildiği bir dilde dürüsttür. Öbür türlü, kitabın en güvenli sayfası olur: kimsenin kontrol edemeyeceği tek yer.